Loading

Kama Yılmaz, Filinta ve 61'de Ölmek


Trabzonspor sezonu açtı. Çatısı kaldırılan maraton tribününü görünce içim bir tuhaf oldu. Aklıma çocukluğum ve çocukluğumda babamın saatler öncesinden bizi stada sokup maç saatine kadar tükürük köfte, çekirdek, simit, cola ve su ile beslediği günler geldi.

Rahmetli babam Zonguldak Köy Hizmetlerinde 30 yıl şoför olarak çalıştı. Öldüğüde tam 61 yaşında idi. Kanser hastalığından kurtulamayacağnı bildiğinden yaşı ile ilgili espri yaptığında, biz yan odada saatlerce ağlardık:
“Ola Kama Yılmaz’a da 61’inde de ölmek yakışır”

Onun yaşadığı yıla bakarak yarıladığımı düşündüğüm ömrümde yozlaşmalara tanık oldukça her gün biraz daha çok sevdiğim babamın “herkesçe” bilinen tipik özellikleri vardı;
Kahvede Trabzonspor maçını izlerken gayri ihtiyari de olsa Trabzonspora veya futbolcusuna küfür edenleri komalık ederdi mesela…
Zonguldak Kozlu pazarında Karadenizli kadınlara çürük domates satıyor diye pazarcıları kamyonlarının kasalarında biber ve domates salçalarına meze edene kadar dövmesi,
Ya da plakası AP olan arabasına küfredenleri, kendisi “Ecevitçi” olsa da sık sık “haşat” etmesi “yaşanarak bilinen” “Kama Yılmaz” etkinlikleriydi. Haliyle evimizden evimizden polis eksik olmazdı.

Babamın Köy Hizmetlerinde çalıştığı süre zarfında kendisine zimmetli çift kabinli “Doç” pikap kamyonetini bir kez bile tamire getirmeden kullanması, arabasına gözü gibi bakması herkesin dilindeydi. Emekliliği geldiği halde arabasından ayrılmak istemeyen babam, Doçun makaslarından birinin kırılmasıyla moralmen çöker. Arabayı tamire götürmek için göreve yeni gelen müdüründen onay almak için yanına gittiğinde müdür alay eder gibi “Olaa ofliii ne ettun da habu makasi kirdun?” der. Babam, “bileğine ve aklına güvenen” her cesur erkek gibi sakin sakin
“Müdür sen varyoz nedur bilur misun? Siz balyoz dersunuz hani?
“Evet”
“Hah işte. Aldum varyozi, yattum arabanun altina vura vura kirdum makasi”
“Bu nasıl cevap Yılmaz?”
Sinirden dişlerini birbirine geçiren babam elindeki kağıdı masanın üzerine vurur ve müdürü cevaplar.
“Ole soriya bole cevap. İmzala bunu, kafani kirmayayim” der ve arabayı kademeye çeker ardından da gidip emeklilik dilekçesini verir.

Mert adamdı babam. Omurgasını menfaat için eğilip bükülme makinesi olarak kullananlara inat, dik durmak için kullanır, sevmediği insanlara tavrını belli ederdi. Asla yapmacık davranmaz, bunu şerefsizlik sayardı. Gurbet ellerde 7 çocuğunu sanki Trabzon’da yetiştiriyormuş gibi aynı örf ve gelenekler doğrultusunda yetiştirdi.
O, benim dünyamın kahramanı, Yılmaz Güney’in ve Tatar Ramazan’ın ta kendisi, dünyanın gördüğü en büyük Trabzonsporluydu. Babam ev alıp ta bizi Zonguldak’a getirmeden önce uzun yıllar Of’un bi dağ köyü olan Alona’da yaşadık. Babamızı yılda bir kez ve o da bir hafta süre ile izine geldiğinde görürdük.

Tek odalı fakirhanemize yılda bir kez gelen bu adam bize her gelişinde yılda bir ay gördüğümüz ve 11 ay daha göremeyeceğimiz kumanyanın dışında görünmez bir bağla gönüllerimize sızan bir “sevgi” getiriri ruhunmuza işlerdi. “Trabzonspor”du bu sevginin adı ve iliklerimize kadar hissederdik. Memlekete geldiği günleri liglerin oynandığı zamana denk getirir, beni de kardeşim Yalçın ile maça götürürdü.

Çok gurbetçi vardı Alona’da ve çok sayıda akranımız olan çocuk. Ama “Kama Yılmaz’ın çocuğu olmak gibi bir ayrıcalığa sahiptik ve köyümüzde maça gidebilen iki çocuk ben ve kardeşimdi.
Köydeki evimizde kış günleri üşüştüğümüz radyonun başında dinlediğimiz maçlarda Trabzon ne zaman gol atsa annemin sesi yankılanırdı kulaklarımızda ; “ahan gene bobanuz duvardan atladi”

İşte bu yazı; memleketinden uzakta ekmek kavgası veren ve memleket sevgisini çocuklarına nakış nakış dokuyan ve memleket üzerinden “hesap” yapmayı şerefsizliklerin en büyüğü sayan bir adamın, “Kama Yılmaz”ın, babamın yani, ölüm yıldönümünde yazıldı. Yayına vermek bugüne kısmetmiş..

Her seferinde babamı hatırlatır da beni göz yaşlarına boğuyor diye mi sevdim Volkan Konak’ın “Cerrahpaşa” şarkısını bilmem ama bu şarkıyı benim gibi kanser hastalığından akrabasını kaybetmiş insanlara hediye eden sanatçımız Volkan’ı da sanatını da çok severim. Geçen yazımın sonunda Volkan Konak konusuna değineceğimi söylemiştim ya. Arayanlar soranlar oldu. “Ne söyleyeceksin?” diye.
Seçimler öncesi maksadını aşan talihsiz bir cümle sarf etti diye pusuda bekleyenler Volkan Konak’a saldırınca şehrimin kadınlarından birinden bir açıklama gelir diye boşuna bekledim.
Öyle ya aynı kadınlar Atay Aktuğ zamanında iki kendin bilmez Sadri Şener tesislerinin camlarını kırdı diye sokağa dökülmüştü. Maalesef beklenen olmadı.
Kafalarında üretebildiği tek şey “kepek” olanlar, tipik Trabzonlu hastalığı olan “hasetlik” nöbetine tutularak Trabzonlu değerlere saldırdı, geriye kalanla da izledi.

Elde kalem, iki omzun üstünde bir baş ve serde de Trabzonluluk varken Volkan Konak’a taş atmak için fırsat kollamaya gerek yok.

Bir nefret, bir kin kusma ve hezeyan ile bel altından Trabzonlu bir sanatçıya saldırmaktaki dayanılmaz hafifliğinize kimse engel olmasın. Yazın aklınıza gelenleri. Dökün eteğinizdeki taşları. Volkan Konak’ın söylediğine katılmamak gibi son derece makul bir düşünceniz olabilecekken ve bunu da “Size katılmıyorum çünkü” gibi basit cümle ile ifade edebilecekken tribünlerde paralı askerlere afiş astırmanın, gazete köşelerinde isim vermeden belden aşağı vurmanın özlemi duyulan “Trabzonluluk duruşuyla” hiçbir alakası yoktur!.

Trabzonlu mert, açık sözlü ve dürüsttür. Bir şey söyleyecekse lafı eveleyip gevelemeden en sonda söyleyeceğini başta söyler. Asılacağını bilse bile doğrusunu söyler ve asılacaksa da İngiliz ipiyle asılır. Babamızdan böyle öğrendik biz.

Babam bizi “filintam” diye severdi. Yıllar sonra öğrendim Filinta’yı ve anlamlarını. “Namlusu kısa, bir tür küçük tüfek anlamında da geliyordu, “Güzel, yakışıklı”. anlamına da. Babam bize böyle hitap ederken hangisini demek isterdi bilmem ama ?air Ahmet Arif’in oğluna Filinta ismini vediğini öğrendiğimde aşağıdaki şiirini de bir kenara not etmiştim. Denk geldi de yazayım istedim.

Vurulsam kaybolsam derim
Çırılçıplak bir kavgada
Erkekçe olsun isterim
Dostluk da düşmanlık da


Trabzonspor sezonu bu hafta açtı baba. Sen bakma şampiyonluk lafını ağızlarına almadıklarına. Bizum uşaklar gene şampiyonluğa oynayacak. Ve Trabzonlu terbiyesi ile büyüttüğün uşağun kombinesini, formasını alıp Trabzon gol attığında aşağıya atlamak için duvarın Üzerinde olacak. Dilinde ise senin sevdiğin intihal bir türkü: Uzaktan sayamadum koyunun beyazini. Ağlamaklan geçurdum bu senenun yazini”

“Baba sen ne dersen de 61’inde ölmek sana yakışmadı” bilesin. 61’de ölünmez baba...

 

26 Eylül 2009 Cumartesi 

 


YAVUZ SALTIK

Menajerlik Bilgileri
AkınBahçekapılı


Mail

akinbahcekapili@gmail.com

Powered by GRKN Studios